Çemkirgeçli Dürttürgeç

Kategorilenmemiş

Öncelikle yazacağım şeyleri neden yazdığımı birçoğunuz anlamayacaktır, bilenler biliyor. Geriye kalanlar da ister hayata dair bir beyin cimnastiği olarak okur, veya okumaz dizi falan izler ne bileyim vaktini daha değerli şeylere harcar. Evet başlıyorum…

Bilmiyorum Platon’un Devlet kitabını okuyanlarınız oldu mu? Platon sorularla ve cevaplarıyla konuları ve kavramları irdeler. Diyalektik felsefeyi pek sevmem, bence bir değişkenin iki uç noktasını savunarak doğruya ulaşmaya çalışmak biraz sıkıntılı, savunanın enerjisi de giriyor çünkü işin içine, daha öznel tartışılıyor konular ama; Platon’un yazdığı kitapta tartışılan ve ispatlanmaya çalışılan kavramlar oldukça ilginç, ve insana “O zaman da aynı tip insanlardan varmış, şimdi de” dedirtiyor insana. Her pencereden bakışı ayrı biriyle tartışarak gösteriyor. Evet o zamanlar da konu ve kavramlara farklı pencereden bakan insanlar vardı, şimdi de… Ve bu pencereler şimdiki kopyalarına çok benziyor.

Orada tartışılan konulardan en çok ilgimi çeken adalet, adil insan kavramları oldu. Baya oldu kitabı okuyalı, iki üç ay önce falan okumuştum. Ama oradaki bir soru beni derinden vurdu diyebilirim. Sorulan soru şuydu özetle; adil insan kendisi için pek birşey istemeyecek yapıya sahip olduğuna ve yönetimi angarya olarak göreceğine göre, yönetime niye talip olsun/veya olur mu? Platon’un uğraştığı şey, kıl vardır yün vardır diyerek adil insanın yönetime talip olmaya zorunlu olduğunu bir şekilde ispatlamaktı.

Diyordu ki, eğer adil insan yönetime talip olmazsa o zaman adil olmayanlar egemen olur ve adil insan kendisini daha adaletsiz ve dolayısıyla huzursuz hissedeceği bir çevrede yaşamaya mahkum görür. Peki ya söz konusu insanlar bundan sıkıntı duymuyorsa?

Evet orada gördüğüm eksiklik bu. Kendi işlerinde, kendine yetki verildiğinde adil davranan bu insanlar ne yazık ki iş sorumluluk/yetkinlik almaya geldiğinde

a) Üşeniyorlar
b) Gelecek iftiralardan korkuyorlar ki adalet duygusu olmayanlar yaptıklarına rağmen bundan korkmuyor.
c) Banane diyorlar.

Platon bunlardan pek bahsetmiyor ne yazık ki…

Atatürk’ün zabit ve kumandan ile hasbihal diye bir kitabı var. Belki okuyanlarınız vardır. Orada Trablusgarp ile ilgili anılarını anlatırken, oradaki halkın en düşük rütbeye kadar nasıl inisiyatif aldığını, oluşan durumlara nasıl anında müdahale ettiğini anlatır. Görev adamları bu gibi insanlar işte. Oluşan şartlara anında, başkalarına ihtiyaç duymadan (yani dürtüklemeye ihtiyaç duymadan) ve gereken şekilde müdahale eden insanlar.

Biraz serbest çağrışım gibi oldu ama, alakalı olduğunu düşünüyorum. Kişi eğer belli bir prensibe sahipse, etrafında da o prensibe uyulmadığını gördüğü zaman rahatsızlık duymalı, gücü yetiyorsa değiştirmeye çalışmalı. Hadi dünyayı değiştirelim tamamen x olsun y olsun falan da demiyorum, öyle bir yanlış anlama da olmasın. İdeolojik bir mesaj verdiğim falan yok. Bir insan eğer adilse, bulunduğu çevrede adil olmayan şeyler döndüğünde rahatsız olmalı, yapanları da rahatsız etmeli. Dürüstse yalan söyleyeni bir şekilde rahatsız etmeli en azından. Bananeci olmamalı.

Eğitim sistemi mi diyorum… Atasözü haline gelmiş sözlerimiz var. İnsan önce kendi çevresini düzeltir benzeri bir sürü laf. Geyik olsun diye mi söyleniyor acaba, küpe olmuyor mu kulaklara?

Neyse, en son belki alakasız gelecek başka bir çağrışım daha yapıp olayı bitirmek istiyorum. Şöyle bir olay var; bazı insanlar olayları izler, bazıları bu olayları anlamlandırıp akışa ayak uydurur, bazıları gelecek değişimleri tahmin ederek hazırlanır, bazıları ise değişime yön verir (değişime yön verir derken, yine orada bir gelişme görerek, yani o olacak dedi diye olmuyor tam olarak). Eğer bir kavram sizin için önemliyse, o kavram ile ilgili değişimlere, o kavram ile ilintili davranış protokolleri ve kuramlara yön veren siz olmalısınız. Yoksa birileri bu işi sizin yerinize yapar.

Bu yazı toplamda 1994, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

2 Comments
  • http://www.sinanonur.com Sinan Onur ALTINUÇ

    Garip olan felsefeyi sevmiyorum demişsin ama tavşan deliğinden içerisine de girmişsin :)

    Aslına bakılırsa felsefe ile ilgili söylediğin “değişkenlerin iki uç noktasını savunarak doğruya ulaşma” ile ilgiili söylediklerinde haksız sayılmazsın (mühendis bakış açısı ne diyebiliriz ki :) ) ki sanırım bu zaman zaman fliozofların da kafasını kurcalayan bir soru olmuş ki mutlak doğrunun varlığını araştırmış amcalar.

    Ama olayları uç noktalarda düşünmek bilimsek yöntem olarak bile etkili bir yöntem olmuş. Bunu bir değişkenin tekbaşına bütün doğruyu etkilediği oalrak değil de o değişkenin olayları ne derece etkilediğinin kavranması olarak görürsen, belki felsefeyi de yararlı görebilirsin. ZAten felsefenin bu noktaya gelmesini sağlayan bu kadar düşünce üretilmesini sağlayan bişeyin üstünden ilerlemek ya da varsayımları kabul etmek zorunda olmaması. Tabii bilimin bu kadar işe yarar olmasının sonucu da bunun tersi ya neyse.

    Adil insanların insiyatif almaması, bir niyet peşinde koşan insanarın başı çekmesini ben şöyle açıklıyorum:
    Bencillik, hayatta kalma, yarar elde etme güdüleri ahlaki değerlerden çok daha motive edici sanırım. Ahlaki değerler öncelikle insanın kendi değerlerini sorgular ve düzeltmesini gerektirir asıl mücadeleyi kendi bünyende verirsin ve mevzu çoğu zaman orda kapanır. Fakat diğer insanlarınkendi iç dünyalarından sağlayabilecek bir yararları olamaz elde etmek istedikleri dış dünyada olduğu için zaten yapabilecekleri en iyi şey insiyatifi ellerine almaktır.

    Ama adil olduğu kadar savaşçı da olması gerek bir insanın. Ve kimi zaman bir arada barındırması zor kavramlar oluyor. Birbirlerine zarar verebiliyorlar. Bu yüzden böyle kişilerin sayısı hayli az gibi görünüyor.

    Gece gece amma felsefi gevezelik yaptım. Başkalarının bloglarına yorum yazdığım kadar kendi bloguma da yazabilsem keşke bişeyler 😀

  • huseyinalb

    Felsefe değil diyalektik felsefe hakkında demiştim :) yani iki uç fikrin karışılıklı çatıştırılması sonucu yeni iki uç fikrin ortaya çıkması olayı. tabi ki uç değerler denenmeli, ama deneyenler nesnel davranmalı diye düşünüyorum, ki bu durumda diyalektizm olmuyor bu.
    Doğru söylüyorsun, adalet duygusu yanında biraz mücadeleci ruh da lazım :)
    Ben de kaç gündür yazmıyorum birşey ya bugün karalamayı düşünüyorum artık.