Bakmak, Görmek, Anlamak, Anlamlandırmak, İşe Yarar Hale Getirmek ve Yeniden Üretmek Üzerine Deneme

Kategorilenmemiş

Hmm evet önce bir giriş kısmı yazmak lazım bu yazıya :) Bu konuda neden yazma ihtiyacı hissettiğimi açıklayarak başlayabilirim sanırım.

Küçüklüğümden beri bakmak<->görmek konusunda hep insanlarla tartışma ihtiyacı duymuşumdur. Herkes görmek daha önemlidir der. Benim bu konudaki fikrim biraz daha farklı. Tabi ki her iki fiil de bir insanın hayatla sağlıklı bir iletişim kurmasında önemli bir yere sahip, ancak nereye bakacağımızı bilemezsek hiç bir şey göremeyiz, ya da gördüğümüz şeyler işimize yarayacak şeyler olmaz. Aslında ben “bakmak” kelimesine bilinçlilik anlamı yüklüyorum daha çok.

Benden bir arkadaşım arada bana derslerle ilgili sorular soruyordu, ben de Google’dan arayıp linkleri ona atıyordum. Bir süre sonra sorularını hızlıca cevapladığımı farkedip beni birşey sanmaya başlamış (Sonradan anlattığına göre) :) Ancak son seferinde bana şöyle bir cevap döndü:

“Google’dan bulduğun ilk linki bana attığın için teşekkür ederim :)”

O seferinde ilk linkte çıkmıştı, neyse yaptığım bu çakallığın üstünde fazla durmayıp, olayı anlamlandıralım :)

Bu arkadaşın Google’dan haberi yok muydu? Vardı. Ancak orada saçma sapan, yok canım bu da çıkmaz herhalde denilen bilgiler de dahil herşeyi bulabileceğinin henüz farkında değildi. Görmek konusunda ise hiç bir sıkıntısı yoktu, kendisine gelen linklerdeki çözümü bulup rahatça uygulayabiliyordu çünkü.

Evet şimdi dikkatimizi biraz da insanın düşünme şekline yoğunlaştırıp, başlıktaki kavramlara ve aralarındaki ilişkilere atıf yapmaya başlayabiliriz.

Öncelikle şunu açıklamak istiyorum, “bakmak” ve “görmek” kelimelerini “algılamak” ve “farketmek” olarak değiştirmek aslında daha uygun olurdu konuyu açıklamak bakımından; ancak popüler bir konuya atıf yaparak fikirlerimi açıklamayı tercih ettim. Bu arada algılamaktan kastım sadece 5 duyu değil, tüm bu akışın sonuna geldiğimizde ulaştığımız yapı da aslında “düşünsel” algı haline gelip, bizi başka bir “bakmak, görmek, …” akışına götürebilir.

İnsan düşünüşü, genellikle birbirine atıf yapan kavramlarla olur. Örneğin bakarsınız, algıladığınız şeyler arasında önemli olduğunu farkettiğiniz birşey olur. Bakmak görmeye (veya farketmeye diyelim), atıf yapmaktadır çünkü. Gördüğünüz şeyi görebilmek için eğer farklı bir metot uyguladıysanız, mesela ilk olarak sayfanın sağ altına bakarak incelediğiniz için ilk olarak arıyor olduğunuz bilgiye ulaştıysanız, görmek ile bakmak arasında bulunan “x konusunda birşey için bir yere bakılıyorsa sayfanın sağ altına bakmak” artı puan kazanır. Yani hem ileri, hem geriye doğru besleme vardır. Tabi bu durumda bakmak da artı puan kazanacaktır, çünkü aradığınız şeyi bulmuş ve biraz daha mutlu olmuşsunuzdur.

Bu akışa herhangi bir yerinden giriş/çıkış yapılabilir. Örneğin iki gün önce midemiz bulanmıştır, sonra bir arkadaşınız “Bugün aç karna x yedim, midem feci bulanıyor” dediği zaman bu cümleyi duyar, anlar, sonra anlamlandırma aşamasında iki gün önceki düşünüşünüze geri dönüp, “Kendimi kötü hissediyorum”->”Mide bulantısından”->”Benim yaptıklarımı yapan bir insanın midesi, yaptığım hangi şeylerden dolayı ağrır” sorusunda kalmış olduğunuz yerden “Haa ben aç karna x yemiştim o gün” diyerek devam edersiniz. İşte bu, aslında dilin ne kadar önemli bir şey olduğunu ortaya koyan güzel bir örnektir. Yaptığımız açıklamalar ve algıladığımız açıklamalar düşünce yapımızda bulunan soyut kavramlara atıf yapar, böylece kavramlarımız devamlı dışarıdan gelen etkilerle sınanır, zenginleşir (tabi aldatılabilir de).

Yani aslında başlıkta eksik olan iki kavram daha var, biraz akış dışı kaldığı için yazı içinde değinmeyi daha uygun buldum; açıklamak. Gördüğümüz, duyduğumuz “doğal dünyaya ait” şeyler bize daha basit bilgiler sunar. Oysa insanla ilişkilendirilebilecek herşey; yazı, görüntü, ses dünyamızı olabildiğince zenginleştirirken, aynı zamanda doğanın bize doğrultmadığı bir tehditle bizi karşı karşıya bırakır; kandırılmak…

Bunu da aşmak için insan bir takım protokollerden yararlanır. Duyduğun şeyi kendi bildiklerinle karşılaştır, her kişi ve bu kişinin sunduğu bilgilere ait alanlar için bir güvenilirlik tablosu oluştur, daha çok güvendiğin bilgi kaynaklarına danış, kimseye inanma (evet bazı insanlar radikal çözümler üretir), sadece x çevresinden insanlara inan, Çorum’dan adam çıkmaz benzeri yargılar beynin kıvrımlarında cirit atar. (Çorum olayı espriydi Çorumlular alınmasın :P)

Neyse bu şekilde insan-insan iletişiminin konumuza atıf yaptığı noktalardan bahsettikten sonra sanırım anlamaktan devam edebiliriz. Anlamak, aslında algılanan bilginin beyinde nereye/nerelere atıf yaptığını bulabilmek ve orada hangi karar ağacına giriliyorsa oradan olaya devam etmektir. Eğer beyniniz boşsa atıf yapacak hiçbiryer bulamazsınız, dolayısıyla konunun bağımlı olduğu alt başlıklara inmeniz gerekir; örneğin rastgele girdiği bir forumda 14. Lui’nin “Devlet benim” şeklindeki sözünü tartışan insanların ne dediğini anlamak isteyen insanın, öncelikle bu tartışmanın nedenini, avrupa devletlerinin yönetim geleneğinde daha önceki tarihlerde hangi kral/papanın bu konuda ne deyip ne şekilde cevapladığını, yani bu konudaki literatürü okuması gerekmektedir. Yoksa orada okuduğunuz şeyler beyninizde hiç bir yere atıf yapmayan boş bilgiler olarak kalır, belki bir iki espri görür gülersiniz, atıf sayısı az olduğu için de kısa süre sonra da hafızanızdan giderler.

Sonra da anlamlandırma evresi başlar. Anlamlandırmayı kimin ne şekilde anlamlandırdığı pek umrumda değil, ben bu akışa hangi kavramları hangi sırayla dahil etmem gerekir şeklinde düşünürken bu kelimeye şu anlamı yükledim; oluşan bilginin, yeni bir kavram oluşturması, bir takım yeni atıflar oluşturması ya da atıflar silmesi, ya da bazı atıfları kuvvetlendirmesi-zayıflatmasıdır. Tam olarak açıklamasa bile bunu bilgiyi beyindeki neden-sonuç ilişkilerini yapılandırmak üzere kullanmak şeklinde özetleyebiliriz. Yani “Gelen bilginin hangi kavramlarla nr tür ilgisi var?” sorusunun cevaplanmasıdır.

Arkasından elde ettiğimiz tüm bu katma değerleri sınarız. Bunu da yeniden yapılandırdığımız, beynimizin o bölgesinde yeni yapılandırılmış olan atıfların üstünden yürüyerek yaparız. İnternetten öğrendiğimiz yemek tarifini, forumlardan okuduğumuz tüyolarla birleştirdikten sonra bir kaç kez deneyip belli bir başarıya ulaştığımız zaman elde ettiğimiz şeyler artık işe yarar durumdadır.

Tüm bu çalışmalar sonucunda, sınamanın da sonuçları hesaba katılarak kavramlar yeniden üretilir. Artık algıladığımız halde değildirler. Hatta algıyı aldığımız kişiye karşı savunulması gereken farklı bir kavram üretilmiş bile olabilir. Ancak bilgiyi aldığınız kişiye gerekli atıfı yapmadan bu bilgiyi kendi üretiminiz gibi dağıtmaya kalkarsanız, canınız sıkılabilir. Aslında bu biraz daha bilgi paylaşımı protokollerine giriyor; konu dışı, ancak bunlar da önemli. Belki başka bir yazıda da bu konudaki fikirlerimi belirtirim. Umarım güzel olmuştur:)

Bu yazı toplamda 12304, bugün ise 26 kez görüntülenmiş

3 Comments
  • grup vitamin

    ismail felsefe yapma …

  • huseyinalb

    olur hilal 😀

  • http://www.clicktotrink.com Mehmet Uysal

    Hüseyin efendi,
    eski hikayelerinden bekliyoruz, kırmızı başlıklı kız, bremen mızıkacıları msnspace de yazdıklarından, ayrı bir kategori altında bir hayranın olarak beklemekteyim. Aşağıdaki linkten feyz alabilirsin, ben senden böyle bişey bekliyordum aslında ama başkası yapmış.

    http://www.youtube.com/watch?v=vLr6UKR7nDc

    Sevgiler
    En eski ev arkadaşlarından Mehmet.