Strateji Üzerine Bir Deneme

Kategorilenmemiş

Herkesin hayatının bir parçası olan “Strateji” kavramı üzerine yazmak istiyorum bugün.

Etimolojiye girmeyeceğim, Google amca bu konuda oldukça şey biliyor ne de olsa. Ancak anlamından bahsetmeden olmaz… Strateji, belli bir amaca yönelik plana ait faaliyetlerdir genel itibariyle. Belli ana kurallar vardır. Bunlardan en önemlisi ise, kurulacak stratejinin hangi şartların zorlamasında olduğunu tam olarak anlamak, yani çözüm uzayını olabildiğince mantıklı bir çerçeveye sınırlandırmaktır. Örneğin bir bilgisayar oyununda savunma yönünde oldukça zayıf bir tarafı seçtiyseniz, “kaynak bulayım, savunma yapayım, iyice ekonomiyi güçlendireyim sonra saldırırım” derseniz hapı yutarsınız. Dolayısıyla ortam şartlarını dikkate almak zorundasınız.

Dolayısıyla konuyu biraz sınırlandıralım. Yönetim ile ilgili çeşitli mekanizmaları araştırmak amacıyla, genellikle çeşitli oyunlar ve kurallar üretilir yahut halihazırda elde bulunan çeşitli oyunlar insanlara  oynatılır ve bunun üzerinden yorum yapılır. Konuyu sınırlandırmak adına bu yazıyı okurken oyunlarda (ağırlıklı olarak bilgisayar oyunları) çoğunlukla olan şartları aklınızda bulundurmanızı istiyorum.

Bu durumda nedir elimizdeki ortam şartları? Öncelikle oyunun sonunda bir kazanan olmalı. Grup ya da kişi… Elimizde belli kaynaklar var, etrafımızda sahipsiz kaynaklar ve sahipli kaynaklar var. Kaynaklara hükmedenlerin ellerinde belli güçler var. Bu güçler dağılmış durumda; dolayısıyla her kaynağın belli bir sabit savunma mekanizması ve belli bir zamanda elde edebileceği hareketli savunmaları var. Çeşitli oyuncular var. Bunlar kendi başlarına da olabilir, grup halinde de. Yine kaynakları ayırmak gerekirse, elimizde çevirilebilir kaynaklar var, son halinde olan ve artık farklı bir yapıya bürünemeyecek olan kaynaklar var. Bir de potansiyel kaynaklarımız var tabi her an el değiştirebilecek olan. Müttefiklerimiz ve düşmanlarımız var. Tabi bunlar değişken de olabilir. Potansiyellerine göre de sınıflandırabiliriz ki burada konuya biraz ihtimal hesapları giriyor; ki asıl strateji burada işliyor.

Ve önemli birşey. Tüm bu değişkenleri ne kadar çok bilirsek, o kadar iyi kullanabilir ve her ana o kadar hazırlıklı oluruz. Rakibimizin elinde hangi kartlar olduğunu bilmezsek elimizin çok daha güçlü olmasına dua etmekten başka şansımız yok :)

Genellikle geleneksel masaüstü oyunlarında bir tür puanlama sistemi geçerli olur. Elinizdeki avantajlar bu puana eklenir, dezavantajlar ise bu puandan eksilir (satrançta taşların değerlerini hatırlayın, buna pozisyon, tehdit ve tehdit edilme katsayıları ekleyin). Maksat rakiplerin pozisyonlarını elinden alıp puanlarını sıfırlamaktır. Olaya tek taraflı bakmak nedeniyle esasında pek sıcak bakmadığım bu anlatımı, fikirlerim hakkında genel bir özet çekebilmek için kullanacağım. Yoksa strateji çok boyutlu düşünülmesi gereken bir olaydır.

Açılıştan başlayalım. Açılışlar herkesin bildiği gibi oldukça önemlidir. Sonraki adımlarımızda neler yapabileceğimizi açılışımız belirler. Buradan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz tabi; eğer rakibimizin açılışı hakkında bilgi sahibi olursak ona göre bir açılış yapabiliriz, rakibimiz eğer açılışımızdan haberdarsa buna göre hazırlanıp hayli sıkıntı çıkarabilir.

Dolayısıyla kural: Getirisinden daha pahalıya malolmadıkça rakibimiz elimizdekiler hakkında bilgi alamamalı.

Açılıştan devam edelim. Daha önce bahsettiğim gibi, ortam şartlarını okumamız çok önemli. Saldırgan/savunmacı, yayılmacı/içinde güçlü, hareket halinde/sabit bu kişiliklerden hangisini seçeceğimize ancak buna göre karar verebiliriz. Ve tabi daha önemlisi, elimizdeki kaynakları ne zaman savunma/saldırı araçlarına yoğunlaştırmaya başlayacağımıza da. Bu bir kırılma noktasıdır, gereğinden erken olursa gelişimi baltalar, geç olursa oyun erken biter ve kazanan taraf biz olmayız.

Dolayısıyla açılış konusuna yatırım-getiri açısından bakarak biraz daha olayı anlaşılabilir kılabiliriz. Kaynakları eğer üretim araçlarına yönlendirirseniz ve bu araçları korumaya devam edebilirseniz gelecekte daha fazla kaynağınız olur.

Elinizdeki kaynaklar yakın bir gelecekte bitecekse, potansiyel kaynaklar yaratmaya başlamalısınız; iki yönlü olarak, hem rakibinizin potansiyel kaynaklarını elinden alıp, hem de kendinize bunlardan yaratarak. Burada en önemli kural, savunma gideri getirisine göre çok fazla olacak kaynağa göz dikmeyin, bırakın o kaynağı elinde tutamayacak başka biri kullanmaya çalışsın. Bazen kilit konumundaki bir kaynağa ulaşıp buraya çökersiniz, ancak herkes öyle bir saldırmaya başlar ki pişman olursunuz.

Savunmaya yönelirseniz, bu gelişimi biraz daha garantiye alırsınız ancak gelişim biraz daha yavaşlar. Saldırı araçlarına yönelirseniz, o zaman iş biraz daha karmaşıklaşır çünkü bu araçları hem savunma, hem saldırı amaçlı kullanabilirsiniz.

Saldırı ile ilgili kaynaklar, genel itibariyle artık başka bir şeye çevrilme imkanı olmayan şeylerdir, ancak pozisyonlarınızı korumaya ve rakibe pozisyon kaybettirmeye yarayabilir. Rakibe kaybettirdiğiniz potansiyel ve halihazırdaki kaynakları hanenize ikiyle çarparak ekleyebilirsiniz, tabi bunu yaparken kaybettiğiniz kaynakları da göz önünde bulundurarak. Eğer zafer pahalıya patlayacaksa o zaferi kazanmamak daha iyi olabilir. (http://en.wikipedia.org/wiki/Pyrrhic_victory) Bir stratejist, her zaman sonraki çarpışmaları da düşünmelidir.

Şimdi dönelim bilginin önemine. Eğer aynı kaynaklarla hem adam yetiştirip, hem üretim kaynakları yaratıp, hem de savunma geliştirebiliyorsanız, bu kaynakları üretim/savunma/saldırı/diplomatik kaynaklara çevirme hakkınızı elinizdeki bilgiyle değiş tokuş edebilirsiniz.

Şöyle söyleyelim; eğer rakiplerinizin ne yaptığını ve diğer etkenleri tam olarak biliyorsanız, kaynaklarınızı geri çevirilemeyecek hallere sokup harcayabilirsiniz, ne de olsa size ne gerektiğini biliyorsunuz. Ancak bilginiz azsa, çevirilebilir kaynakların bir kısmını elinizde tutmak zorundasınızdır, ki gerektiği anda gereken şeyi sunabilin. Tabi burada başka bir sıkıntı daha çıkabilir karşımıza; bu kaynakların çevirilmesinin hızını arttırmak gereksinimi nedeniyle, bu çevrimi sağlayan araçların olabildiğince çok olması gerekliliği ve buna bağlı olarak artan maliyetler.

Tampon olarak adlandırabileceğimiz stoklarımızı aslında banka örneği ile anlatabiliriz. Eğer müşterileriniz her an paralarını çekmeye hazırlarsa ve ekonominin ne durumda olduğu belli değilse, elde tuttuğunuz paranın sadece az bir kısmını krediye verebilirsiniz. Eğer ortam oldukça kararlıysa ve müşterileriniz bankaya güveniyorsa, paranın oldukça az bir kısmını elinizde hazır olarak bulundurmak zorundasınız.

Veya bir oyunda, rakibinizin elinde ne var bilmiyorsunuz ve kaynakları elinizde tutmayı seçtiniz. Birçok tank merkezi ve tersane kurmalısınız ki savaş geldiğinde kaynakları hızlıca gerekli yöne harcayabilin. Bir de bildiğinizi düşünün. Evet en iyi savunma çoğu zaman saldırıdır.

Daha fazla bilmek için ne yaparsınız? Gündelik hayatınızı düşünün. Zarf atarsınız değil mi? Taciz ateşi gündelik hayatta olmasa da oyunlarda oldukça mantıklı bir seçimdir. Rakibiniz saf davranıp tüm kartlarını size gösterebilir. Tabi bunun yanında taciz ateşi ile elinizdekileri yanlış da gösterebilirsiniz ki bu en akıllıcasıdır. Belli bir bölgeye oradan saldırı yapacakmış gibi yığınak yapıp, rakibi savunma giderleriyle bunalttıktan sonra, başka bir zayıf yerden saldırmak oldukça mantıklı olabilir. Pahalı zaferlerden kaçınmak kuralına da bu şekilde uymuş olursunuz. Unutmayın sıradaki rakiplere de güç saklamak zorundasınız.

Bir de olayın diploması yönüne girelim. Çok fazla rakip var. Büyük bir haritadasınız. Temel gereksinim şu olmalı. Kimin yerinde olsanız, kimin elindeki kaynaklarda gözünüz olurdu ve neleri göze alabilirdiniz? Bu sorunun cevapları sizi iki şeye yöneltebilir. İlki kime saldırmanız gerektiği, ikincisi ise bir sonraki adım da şartlar ne hale gelirse size saldıranların sayısının daha az olacağı ve yanınızda yer alanların daha fazla olacağı. Unutmayın haritada siz de yer kaplıyorsunuz ve onu gerektiği gibi değiştirmek kısmen sizin elinizde. Yüzey alanınızı (ki alan olarak değil, size dokunma ihtimali olan rakip sayısı da olabilir bu) ne kadar dar tutarsanız, pahalı ve az getirili çatışmalardan o kadar kaçınırsınız. Tabi zaman zaman ortaya çıkan barış süreçlerinin getirilerinden de daha az faydalanırsınız bu durumda.

Ve en önemli şeylerden birisi; elinizde imkan varsa kesinlikle rakiplerinizin kaynaklarını kurutarak işe başlayın. Rakibinizin neye dayandığını biliyorsanız; ve rakibiniz bundan pek de haberdar değilse kaynaklarını yavaş yavaş kurutun. Bir süre sonra karşı çıkacak takati kalmayacaktır.

Evet, bu kadar yeter sanırım, iyi oyunlar :)

Bu yazı toplamda 3255, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

2 Comments
  • http://www.sinanonur.com Sinan Onur ALTINUÇ

    Evet….
    Ben uzun yazıyo geçiniyorum sözde. Maşallah anlat anlat bitmiyo =)

    Yalan dolan işler bunlar Hüseyin ekranı dolduracak kadar roketter yaparım salarım öldürürüm. Ayrıca madencilere de saldırmak yok. Bi de gelişeden saldırmak yok. Saldırmak yok yani. Ordularımızı biriktirip bekleyelim en güzeli. En sevdiğim stratejidir sonra oyundan çıkılır zaten savaş falan kötü şey.

    O zaman starcraft 2 gelsin de bi oynıyalım =)

  • huseyinalb

    ehuehueuh çok güzel çizmişsin çaylak profillerini 😀 takdir ettim